Skip to content Skip to footer

Havaalanlarında Hakimlere Üst Araması Yapılamayacak

Davacı Bursa İdare Mahkemesinde hakim olarak görev yapmakta iken 10/05/2018’de Kars Havalimanından İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanına seyahat etmek için Kars Havalimanına giriş yapmış, iddiasına göre güvenlik noktasında bulunan x-ray cihazından geçiş yaptıktan sonra güvenlik görevlisince üstünün aranacağının söylenilmesi üzerine kendisinin hakim olduğunu ve kanun gereği üstünün aranamayacağını ifade etmesine rağmen, güvenlik görevlisi tarafından verilen emrin bu şekilde olduğunun bildirilmesi üzerine herhangi bir olaya mahal vermemek için üstünün aranmasına müsaade etmesini müteakip havaalanı danışma bölümünde görevli grup amiri olan polis memuruyla konu hakkında görüşmesinin ardından dava konusu işlemi tebliğ alarak söz konusu davayı açmıştır.

Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün Adalet Bakanlığına hitaben yazdığı yazı ile hakim, savcı ve avukatların havaalanı güvenlik kontrol noktalarında, taranmada istisnaya sahip oldukları gerekçesiyle elle aramaya itiraz ettikleri ve diğer yolcuların yanında görevli personelle tartıştıkları, görevini yapan personelle ilgili işlem başlattıkları ve güvenlik zaafiyetine neden oldukları konusunda şikayetler alındığın iletilmesi üzerine yazıya cevap olarak 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu ve ilgili diğer mevzuatta yer alan düzenlemelerden, bu unvandaki kişilerin ve eşyalarının duyarlı kapı ve x-ray cihazından geçirilebileceğinin, ancak elle aranabilecekleri çıkarımında bulunulamayacağının değerlendirildiği belirtilmiştir. Dava konusu işlemin de bu yazışma ilgi tutularak tesis edildiği anlaşılmıştır.

Dava konusu işlemin hakimlere ilişkin bölümünde özetle yaşanması muhtemel olumsuz olayların önlenmesi amacıyla, hakim ve savcıların hem kendi güvenlikleri hem de kamu güvenliği için havaalanlarında bulunan güvenlik kontrolünden standartlara uygun bir şekilde geçmesinin uygun olacağı, diğer tüm yolcular gibi hakim, savcı unvanlarına sahip kişilerin arama/tarama yapılmasını istememeleri sonucunda uçağa kabul edilmeyecekleri belirtildikten sonra uygulamanın bu şekilde sürdürüleceği bildirilerek gereğini teminen işlem Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Dava konusu işlemin aktarılan kısmının iptali istemiyle dava açılması üzerine Danıştay Onuncu Dairesinin ara kararıyla Adalet Bakanlığından dava konusu işlem üzerine ne tür iş ve işlemlerin yapıldığının bildirilmesinin ve buna ilişkin bilgi ve belgelerin gönderilmesinin istenilmesine karar verilmiştir. Ara karara cevaben Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün yazısında özetle “2802 sayılı Kanun’un ağır ceza mahkemelerinin görevine giren suçüstü halleri dışında aranamayacağını öngördüğü hakim/savcıların önleme amacıyla aranabileceğini düşünmenin mümkün görülmediği, ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü halinde aranabileceği belirtilen kişinin hiçbir suçunun bulunmadığı durumda evleviyetle aranamayacağının söylenebileceği, hakim ve savcı suç işlese dahi kolluğun arama yetkisi sınırlı iken, suçun işlenmesinin önlenmesi amacıyla üzerlerinin aranmasının kabul etmenin belirtilen gerekçeler karşısında uygun görülmediği, bu kişilerin ceza infaz kurumuna girişte bile ancak elle aramayı kabul ettikleri takdirde aranabilecekleri belirtilmişken Yönetmeliğe dayalı olarak yapılan aramalarda doğrudan elle aranabileceklerini söylemenin hukuki açıdan tutarlı olmadığı, hakim ve savcıların hem kendi güvenlikleri hem de kamu güvenliği için havaalanlarında bulunan güvenlik kontrolünden geçmesinin, girişlerinde duyarlı kapıyı kullanmalarının, bagaj ve çantalarının da x-ray cihazından geçirilmesinin, beraberindeki silahlarının da belirlenen prosedüre uygun olarak işleme tabi tutulmasının uygun olacağının değerlendirildiği” şeklindeki görüş yazısı sivil Hvacılık Genel Müdürlüğüne bildirilmiştir.

Dava konusu düzenleyici işlemin incelenmesi

  • Anayasa’nın 2. maddesine göre hukuk devleti; bütün işlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına uygunluğunu başlıca geçerlik koşulu sayan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren, hukuku tüm devlet organlarına egemen kıla, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, insan haklarına saygı duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, Anayasa ve hukuk kurallarına bağlılığa özen gösteren, yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da uymak zorunda olduğu temel hukuk ilkeleri ile Anayasa’nın bulunduğu bilinci olan devlettir.
  • Anayasa’nın 90. maddesinde usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Antlaşmaların kanun hükmünde olduğu bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda Milletlerarası Antlaşma hükümlerinin esas alınacağı emredici bir kural olarak yer almaktadır. ,

Uyuşmazlık, havaalanlarının güvenlik kontrol noktalarında duyarlı kapı ve x-ray cihazlarından geçen hakimlerin söz konusu cihazların ikaz vermesi halinde üstlerinin ve eşyalarının elle aranmasının mümkün olup olmadığı noktasındadır.

Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün uçuş güvenliğinin sağlanmasından, düzenli ve verimli bir şekilde işleyebilmesi için ülke içindeki tüm sivil havacılık faaliyetlerinin planlanmasından, koordinasyonundan ve kontrolünden sorumlu tek otorite olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. Dolayısıyla Genel Müdürlük sivil havacılık güvenliğinin temini amacıyla ikincil düzenleme yapma yetkisini haiz ise de bu düzenlemelerin üst hukuk kurallarına aykırı hükümler içermemesi zorunludur.

Türkiye’nin taraf olduğu Milletlerarası Sivil Havacılık Sözleşmesinin eklerinden olan Milletlerarası Sivil Havacılık Geçici Sözleşmesinde havacılık güvenliği standartları belirlenmiştir. Anılan sözleşmede taraf devletlerin kendi iç hukuklarında düzenlemeler yapmak suretiyle özellikle ulusal sivil havacılık güvenlik programı vasıtasıyla sivil havacılık güvenliğinin sağlanması hedeflenmiş, sivil hava meydanlarında kimlerin, hangi şartlarla üzerlerinin ve eşyalarının taranacağı, kimlere hangi kapsamda muafiyet tanınacağı hususlarında inisiyatif, can ve mal güvenliğinin tehlikeye atılmaması kaydıyla tamamen taraf ülkelere bırakılmıştır.

İç hukuk kurallarımıza bakıldığında anılan uluslararası sözleşmenin imzalanmasını takiben ülkemizce hazırlanan Milli Sivil Havacılık Güvenlik Programının ekinde yer alan muafiyetlerde havaalanlarında hakim ve Cumhuriyet savcılarının kendilerinin ve eşyalarının aranması konusunda bir muafiyet tanınmadığı görülmektedir. Ancak Anayasanın 2. maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesi gereğince bu sözleşmeye aykırı olmayan kanuni düzenlemelerin bertaraf edilmesi sonucunu doğuracak nitelikte alt düzenleyici işlemlerin tesis edilemeyeceği açıktır.

Anayasanın 140. maddesinde hakim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, haklarında disiplin kovuşturması açılması, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı ve yargının tarafsızlığı ile bağımsızlığı ilkeleri dikkate alınarak kanunla düzenlenmesi gerekmektedir. Nitekim 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 88. maddesi ile hakim ve savcıların görevlerinin önem ve özelliği gözetilerek yakalanmaları ve sorgulanmaları yasal bir teminata bağlanmıştır. Bu hükme göre hakim ve Cumhuriyet savcılarının üzerlerinin ve konutlarının aranması ancak ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hallerinde mümkündür. Anılan hükümde öngörülen arama yasağının adli aramalara yönelik olduğu konusunda tereddüt bulunmamakla birlikte ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü halleri haricinde arama muafiyeti bulunan hakim ve savcıların herhangi bir suçun söz konusu olmadığı önleme aramalarından da evleviyetle (çok içinde azı da barındırır prensibi gereği) muaf olduklarının kabulü zorunludur.

Dolayısıyla iç hukukumuzda hakim ve Cumhuriyet savcılarının üzerlerinin ve aranması konusunda yasal muafiyetlerinin bulunduğu söz konusu yasal muafiyetin taraf olduğumuz Milletlerarası Sivil Havacılık Sözleşmesi hükümlerine aykırı olmadığı gibi anılan sözleşmede yasayla tanınan üst arama muafiyetini ortadan kaldıran bir hükme de yer verilmediği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, ihtiyaç duyulması halinde hakim ve Cumhuriyet savcılarının sivil hava meydanlarında üzerlerinin ve eşyalarının kanuni bir düzenlemeye istinaden aranması mümkün iken, söz konusu muafiyeti ortadan kaldıracak yasal bir dayanak bulunmaksızın hakim ve savcıların üstlerinin havaalanlarında elle aramaya/taramaya tabi tutulmasına olanak sağlayan genel yazı niteliğindeki dava konusu alt düzenleyici işlemde normlar hiyerarşisine uyarlık görülmemektedir.

Danıştay Onuncu Dairesi “…Bu durumda hakim ve savcıların üstlerinin ve eşyalarının elle aranması, açık bir kanun hükmü olmadığı sürece ancak ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü halleri ile aramaya bizzat izin vermeleri halinde mümkün olup Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı (Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı) Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün bu yönde düzenleme içermeyen, havaalanına girişlerde Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası antlaşmalarla muafiyet tanınan kişiler haricindeki tüm kişilerin ve eşyalarının güvenlik kontrol noktalarında duyarlı kapı ve x-ray cihazının ikaz vermesi halinde elle aranması gerektiği, hakim ve savcıların da güvenlik kontrolünden standartlara uygun biçimde geçmesinin uygun olacağı, diğer tüm yolcular gibi hakim ve savcı unvanlarına sahip kişilerin arama/tarama yapılmasını istememeleri halinde uçağa kabul edilmeyecekleri yoluna kural getiren “Hakim savcıların taranması” konulu genel yazısında hukuka uygunluk bulunmamaktadır..” diyerek ayrıca taleple bağlılık ilkesi gereğince de dava konusu düzenleyici işlemin yalnızca “hakimler” yönünden iptaline karar vermiştir.

Av. Merve ÖZDEMİR & Stj. Beyza BERKER